ログイン

1nisan
129問 • 1年前
  • Murat Turkoglu
  • 通報

    問題一覧

  • 1

    Smiles do not always indicate pleasure.

    Gülümsemeler her zaman zevk göstermez.

  • 2

    There is no sign indicating that this is a meeting room.

    Bunun bir toplantı odası olduğunu gösteren hiçbir işaret yok.

  • 3

    That car didn't indicate it was going to turn right.

    O araba sağa döneceğini göstermedi.

  • 4

    The red traffic light indicates "stop".

    Kırmızı trafik ışığı "dur" gösterir.

  • 5

    I took his not coming to indicate that he wasn't interested.

    Gelmemesi ilgilenmeğini gösteriyor

  • 6

    I'm really concerned about your future.

    Geleceğin hakkında gerçekten endişeliyim.

  • 7

    I am very concerned about his health.

    Ben onun sağlığı hakkında endişe duyuyorum.

  • 8

    I'm concerned about the result of the exam.

    Sınav sonucu ile ilgili endişem vardı.

  • 9

    He is very much concerned about the future of his son.

    Oğlunun geleceği hakkında çok endişeli.

  • 10

    As far as English is concerned, nobody can beat me.

    İngilizce konusunda kimse beni yenemez.

  • 11

    That door doesn't open. It's just a texture painted onto the wall.

    O kapı açılmıyor. Bu sadece duvara boyanmış bir doku.

  • 12

    This material has a rough texture.

    Bu malzeme kaba bir dokuya sahip.

  • 13

    I like the texture of this towel.

    Bu havlunun dokusunu seviyorum.

  • 14

    Strawberry tree fruits have a kind of ice cream texture.

    Çilek ağacı meyveleri bir çeşit dondurma dokusuna sahiptir.

  • 15

    I don't like the texture of raisins.

    Kuru üzümlerin dokusunu sevmiyorum.

  • 16

    Thanks for your input.

    Veri girişin için teşekkürler.

  • 17

    Any input would be appreciated!

    Herhangi bir veri girişi takdir edilecektir!

  • 18

    The input method also works with this version.

    Giriş yöntemi de bu sürümle çalışır.

  • 19

    There is a green button under this input box where in I state a new statement.

    Bu giriş kutusunun altında yeşil bir düğme var, burada yeni bir ifade belirtiyorum.

  • 20

    Please input your PIN number.

    Lütfen PIN numaranı gir.

  • 21

    Input your email address.

    E-posta adresinizi girin.

  • 22

    Input your name.

    Adınızı girin.

  • 23

    A key is not required: you input a code.

    Anahtar gerekli değildir: bir kod girersiniz.

  • 24

    Customers input a personal identification number to access their bank accounts.

    Müşteriler banka hesaplarına erişmek için kişisel kimlik numarası girer.

  • 25

    Your father is tall.

    Baban uzun boylu.

  • 26

    How tall is your brother?

    Erkek kardeşinin boyu ne kadar?

  • 27

    She saw a tall man yesterday.

    Dün o, uzun bir adam gördü.

  • 28

    I am five feet, two inches tall.

    1.58 boyundayım.

  • 29

    There was a tall tree in front of my house.

    Evimin önünde uzun bir ağaç vardı.

  • 30

    What countries border on Slovenia?

    Hangi ülkeler Slovenya ile sınır komşusudur?

  • 31

    Tom crossed the border into France.

    Tom Fransa'ya giden sınırı geçti.

  • 32

    How far away is the border?

    Sınır ne kadar uzakta?

  • 33

    Police spotted Fadil's car near the border.

    Polis, Fadıl'ın arabasını sınırın yakınında fark etti.

  • 34

    Tom lives thirty miles from the border.

    Tom sınırdan otuz mil uzakta yaşıyor.

  • 35

    Do you mind if I tag along?

    Arkana takılabilir miyim?

  • 36

    Tom probably won't want to tag along.

    Tom muhtemelen peşine takılmak istemeyecek.

  • 37

    Please can you tag this sentence.

    Lütfen bu cümleyi etiketleyebilir misiniz?

  • 38

    Every time I want to tag him, I have to copy-and-paste his name because I can't type it from memory.

    Onu her etiketlemek istediğimde, adını kopyalayıp yapıştırmak zorunda kalıyorum, çünkü hafızamdan yazamıyorum.

  • 39

    "I'll tag along with you for a bit." "Why? You live in the opposite direction." "Yeah, but I need to stop by the supermarket."

    "Bir süre seninle takılacağım." "Neden? Sen ters yönde oturuyorsun." "Evet, ama süpermarkete uğramam lazım."

  • 40

    How can I add tags to a sentence?

    Bir cümleye nasıl etiket ekleyebilirim?

  • 41

    Items with a red price tag are on sale.

    Kırmızı fiyat etiketi ile ürünler satışa sunulmuştur.

  • 42

    We used to play games like tag.

    Biz elim sende gibi oyunlar oynardık.

  • 43

    The product carries a high price tag.

    Ürün yüksek bir fiyat etiketi taşımaktadır.

  • 44

    Tom tried to read Mary's name tag.

    Mary'nin isim etiketini okumaya çalıştım.

  • 45

    I'm feeling pretty confident.

    Oldukça emin hissediyorum.

  • 46

    I'm extremely confident.

    Ben son derece eminim.

  • 47

    Tom is still confident.

    Tom hâlâ emin.

  • 48

    We're confident that you are up to the challenge of the new position.

    Yeni pozisyonun zorluğuna karşı koyacağınızdan eminiz.

  • 49

    I am confident he will keep his promise.

    Onun sözünü tutacağına inancım tam.

  • 50

    Can you take us to the British Museum?

    Bizi British Museum'a götürür müsün?

  • 51

    The British defeated the French.

    İngilizler Fransızları yendi.

  • 52

    The British Library is one of the world's largest libraries.

    İngiliz Kütüphanesi dünyanın en büyük kütüphanelerinden biridir.

  • 53

    The United States was once part of the British Empire.

    Amerika Birleşik Devletleri bir zamanlar İngiliz İmparatorluğu'nun bir parçasıydı.

  • 54

    The British started to attack from across the river.

    İngilizler nehrin karşısından saldırmaya başladı.

  • 55

    He is a British teacher who teaches us English.

    Bize İngilizce öğreten bir İngiliz öğretmen.

  • 56

    The people of Boston hated the British soldiers.

    Boston halkı, Britanyalı askerlerden nefret ediyorlardı.

  • 57

    The population of London is much greater than that of any other British city.

    Londra'nın nüfusu, diğer tüm İngiliz şehirlerinden çok daha büyüktür.

  • 58

    Charlie Chaplin was a British actor.

    Charlie Chaplin bir İngiliz aktördü.

  • 59

    His unique perspective helped light on the situation.

    Eşsiz bakış açısı duruma ışık tutmaya yardımcı oldu.

  • 60

    My perspective is similar to yours.

    Benim bakış açım sizinkine benzer.

  • 61

    The picture looks strange because it has no perspective.

    Resim derinliği olmadığı için tuhaf görünüyor.

  • 62

    I share his political perspective.

    Onun siyasi bakış açısını paylaşıyorum.

  • 63

    Let's put things into perspective.

    Olayları bir perspektife oturtalım.

  • 64

    The word before "XYZ" should be highlighted in yellow.

    "XYZ"'den önceki kelime sarı ile vurgulanmalı.

  • 65

    The main issues of the company are highlighted by the report.

    Şirketin ana konuları raporla vurgulanmaktadır.

  • 66

    Are highlights really 'highlights' if everything is highlighted in yellow?

    Her şey sarı renkle vurgulanıyorsa, vurgular gerçekten 'vurgular' mı?

  • 67

    I like to highlight important quotes while reading.

    Okurken önemli alıntıları vurgulamayı seviyorum.

  • 68

    And I think she highlighted her hair.

    Ve sanırım saçını öne çıkardı.

  • 69

    George was the highlight of the evening.

    George gecenin en önemli olayıydı.

  • 70

    My hair looks better without highlights.

    Saçım röflesiz daha güzel görünüyor.

  • 71

    This was the highlight of my trip.

    Bu seyahatimin en önemli olayıydı.

  • 72

    I watched the game highlights on the Internet.

    İnternetten maçın özetine baktım.

  • 73

    I profited from reading this book.

    Bu kitabı okuyarak yarar sağladım.

  • 74

    I profited 200,000 yen yesterday.

    Dün 200,000 yen kazandım.

  • 75

    You can profit from your free time.

    Boş zamanından yararlanabilirsin.

  • 76

    Try to profit from every opportunity.

    Her fırsattan yararlanmaya çalışın.

  • 77

    How to profit by this book as much as possible?

    Bu kitaptan mümkün olduğunca nasıl yararlanılır?

  • 78

    No profit grows when is no pleasure taken.

    Zevk alınmadığında hiçbir kazanç artmaz.

  • 79

    I made a good profit by selling my car.

    Arabamı satarak iyi bir kazanç elde ettim.

  • 80

    We shared the profit among us all.

    Kazancı hepimizin arasında paylaştık.

  • 81

    You have to create problems to create profit.

    Kâr elde etmek için sorun yaratmak zorundasınız.

  • 82

    I don't care about profit.

    kar umrumda değil.

  • 83

    Take care not to strain your eyes.

    Gözlerini zorlamamaya dikkat et.

  • 84

    His weight strained the rope.

    Onun ağırlığı ipi gerdi.

  • 85

    The liquid does not strain well.

    Sıvı iyi süzmez.

  • 86

    I strained to hear what the President said.

    Başkanın söylediklerini duymak için zorlandım.

  • 87

    He strained his eyes by reading too much.

    Çok okumaktan gözlerini zorlamıştı.

  • 88

    The rope broke under the strain.

    Halat baskı altında kırıldı.

  • 89

    I don't think this chain will stand the strain.

    Bu zincirin gerginliğe dayanacağını sanmıyorum.

  • 90

    Air traffic controllers are under severe mental strain.

    Hava trafik kontrolörleri ağır zihinsel yük altındadırlar. severe: şiddetli.

  • 91

    The strain is beginning to tell on him.

    Bu gerginlik onu etkilemeye başladı.

  • 92

    Tom has been under a great deal of strain lately.

    Tom son zamanlarda büyük bir baskı altında.

  • 93

    Education helps to mold character.

    Eğitim karakteri biçimlendirmeye yardım eder.

  • 94

    It is our capacity to mold ourselves.

    Kendimizi şekillendirme kapasitemizdir. mold: şekillendirme - biçimlendirme.

  • 95

    Tom is allergic to mold.

    Tom'un küfe alerjisi var.

  • 96

    In other words, people's genetic tendencies actually mold their environments.

    Başka bir deyişle, insanların genetik eğilimleri aslında çevrelerini şekillendiriyor.

  • 97

    Islam has molded the culture of the people of Algeria for more than a millennium.

    İslam, Cezayir halkının kültürünü bin yıldan fazla bir süredir şekillendirmiştir.

  • 98

    There's some mould in the showers.

    Duşlarda biraz küf var.

  • 99

    Situation seems to be the mould in which men's characters are formed.

    Durum, erkek karakterlerinin oluştuğu kalıp gibi görünüyor.

  • 100

    There was pink mold in that bathroom.

    O banyoda pembe küf vardı.

  • tarih1

    tarih1

    Murat Turkoglu · 316問 · 4年前

    tarih1

    tarih1

    316問 • 4年前
    Murat Turkoglu

    HİNDU

    HİNDU

    Murat Turkoglu · 220問 · 1年前

    HİNDU

    HİNDU

    220問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    1600

    1600

    Murat Turkoglu · 1881問 · 1年前

    1600

    1600

    1881問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    xx

    xx

    Murat Turkoglu · 400問 · 2年前

    xx

    xx

    400問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    Reactor

    Reactor

    Murat Turkoglu · 1474問 · 2年前

    Reactor

    Reactor

    1474問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    DEUTCH

    DEUTCH

    Murat Turkoglu · 849問 · 2年前

    DEUTCH

    DEUTCH

    849問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    Mat X

    Mat X

    Murat Turkoglu · 157問 · 2年前

    Mat X

    Mat X

    157問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    çap-ayt

    çap-ayt

    Murat Turkoglu · 344問 · 2年前

    çap-ayt

    çap-ayt

    344問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    *STOA

    *STOA

    Murat Turkoglu · 259問 · 2年前

    *STOA

    *STOA

    259問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    ENGLİSH2

    ENGLİSH2

    Murat Turkoglu · 6757問 · 2年前

    ENGLİSH2

    ENGLİSH2

    6757問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    i

    i

    Murat Turkoglu · 103問 · 2年前

    i

    i

    103問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    i02

    i02

    Murat Turkoglu · 95問 · 2年前

    i02

    i02

    95問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    medine

    medine

    Murat Turkoglu · 17問 · 2年前

    medine

    medine

    17問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    8.14

    8.14

    Murat Turkoglu · 93問 · 2年前

    8.14

    8.14

    93問 • 2年前
    Murat Turkoglu

    28 şubat

    28 şubat

    Murat Turkoglu · 143問 · 1年前

    28 şubat

    28 şubat

    143問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    29 şubat

    29 şubat

    Murat Turkoglu · 144問 · 1年前

    29 şubat

    29 şubat

    144問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    3.8

    3.8

    Murat Turkoglu · 62問 · 1年前

    3.8

    3.8

    62問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    3.9

    3.9

    Murat Turkoglu · 52問 · 1年前

    3.9

    3.9

    52問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    3.2

    3.2

    Murat Turkoglu · 75問 · 1年前

    3.2

    3.2

    75問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    3.3

    3.3

    Murat Turkoglu · 86問 · 1年前

    3.3

    3.3

    86問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    3.4

    3.4

    Murat Turkoglu · 65問 · 1年前

    3.4

    3.4

    65問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    3.5-6-7

    3.5-6-7

    Murat Turkoglu · 206問 · 1年前

    3.5-6-7

    3.5-6-7

    206問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    3.10

    3.10

    Murat Turkoglu · 52問 · 1年前

    3.10

    3.10

    52問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    4.11

    4.11

    Murat Turkoglu · 59問 · 1年前

    4.11

    4.11

    59問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    4.12

    4.12

    Murat Turkoglu · 47問 · 1年前

    4.12

    4.12

    47問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    4.13

    4.13

    Murat Turkoglu · 41問 · 1年前

    4.13

    4.13

    41問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    4.15

    4.15

    Murat Turkoglu · 89問 · 1年前

    4.15

    4.15

    89問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    deutch 2

    deutch 2

    Murat Turkoglu · 988問 · 1年前

    deutch 2

    deutch 2

    988問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    4.16

    4.16

    Murat Turkoglu · 52問 · 1年前

    4.16

    4.16

    52問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    4.17 -18

    4.17 -18

    Murat Turkoglu · 83問 · 1年前

    4.17 -18

    4.17 -18

    83問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    4.19-20

    4.19-20

    Murat Turkoglu · 72問 · 1年前

    4.19-20

    4.19-20

    72問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    5.21-22

    5.21-22

    Murat Turkoglu · 72問 · 1年前

    5.21-22

    5.21-22

    72問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    5.23-24

    5.23-24

    Murat Turkoglu · 65問 · 1年前

    5.23-24

    5.23-24

    65問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    4.14

    4.14

    Murat Turkoglu · 57問 · 1年前

    4.14

    4.14

    57問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    5.25

    5.25

    Murat Turkoglu · 17問 · 1年前

    5.25

    5.25

    17問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    5.26

    5.26

    Murat Turkoglu · 54問 · 1年前

    5.26

    5.26

    54問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    1nisan xx

    1nisan xx

    Murat Turkoglu · 88問 · 1年前

    1nisan xx

    1nisan xx

    88問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    1nisan xx

    1nisan xx

    Murat Turkoglu · 88問 · 1年前

    1nisan xx

    1nisan xx

    88問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    türevo

    türevo

    Murat Turkoglu · 345問 · 1年前

    türevo

    türevo

    345問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    kitupp

    kitupp

    Murat Turkoglu · 45問 · 1年前

    kitupp

    kitupp

    45問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    almanca 21

    almanca 21

    Murat Turkoglu · 81問 · 1年前

    almanca 21

    almanca 21

    81問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    almanca22

    almanca22

    Murat Turkoglu · 59問 · 1年前

    almanca22

    almanca22

    59問 • 1年前
    Murat Turkoglu

    Fen-2

    Fen-2

    Murat Turkoglu · 53問 · 3ヶ月前

    Fen-2

    Fen-2

    53問 • 3ヶ月前
    Murat Turkoglu

    問題一覧

  • 1

    Smiles do not always indicate pleasure.

    Gülümsemeler her zaman zevk göstermez.

  • 2

    There is no sign indicating that this is a meeting room.

    Bunun bir toplantı odası olduğunu gösteren hiçbir işaret yok.

  • 3

    That car didn't indicate it was going to turn right.

    O araba sağa döneceğini göstermedi.

  • 4

    The red traffic light indicates "stop".

    Kırmızı trafik ışığı "dur" gösterir.

  • 5

    I took his not coming to indicate that he wasn't interested.

    Gelmemesi ilgilenmeğini gösteriyor

  • 6

    I'm really concerned about your future.

    Geleceğin hakkında gerçekten endişeliyim.

  • 7

    I am very concerned about his health.

    Ben onun sağlığı hakkında endişe duyuyorum.

  • 8

    I'm concerned about the result of the exam.

    Sınav sonucu ile ilgili endişem vardı.

  • 9

    He is very much concerned about the future of his son.

    Oğlunun geleceği hakkında çok endişeli.

  • 10

    As far as English is concerned, nobody can beat me.

    İngilizce konusunda kimse beni yenemez.

  • 11

    That door doesn't open. It's just a texture painted onto the wall.

    O kapı açılmıyor. Bu sadece duvara boyanmış bir doku.

  • 12

    This material has a rough texture.

    Bu malzeme kaba bir dokuya sahip.

  • 13

    I like the texture of this towel.

    Bu havlunun dokusunu seviyorum.

  • 14

    Strawberry tree fruits have a kind of ice cream texture.

    Çilek ağacı meyveleri bir çeşit dondurma dokusuna sahiptir.

  • 15

    I don't like the texture of raisins.

    Kuru üzümlerin dokusunu sevmiyorum.

  • 16

    Thanks for your input.

    Veri girişin için teşekkürler.

  • 17

    Any input would be appreciated!

    Herhangi bir veri girişi takdir edilecektir!

  • 18

    The input method also works with this version.

    Giriş yöntemi de bu sürümle çalışır.

  • 19

    There is a green button under this input box where in I state a new statement.

    Bu giriş kutusunun altında yeşil bir düğme var, burada yeni bir ifade belirtiyorum.

  • 20

    Please input your PIN number.

    Lütfen PIN numaranı gir.

  • 21

    Input your email address.

    E-posta adresinizi girin.

  • 22

    Input your name.

    Adınızı girin.

  • 23

    A key is not required: you input a code.

    Anahtar gerekli değildir: bir kod girersiniz.

  • 24

    Customers input a personal identification number to access their bank accounts.

    Müşteriler banka hesaplarına erişmek için kişisel kimlik numarası girer.

  • 25

    Your father is tall.

    Baban uzun boylu.

  • 26

    How tall is your brother?

    Erkek kardeşinin boyu ne kadar?

  • 27

    She saw a tall man yesterday.

    Dün o, uzun bir adam gördü.

  • 28

    I am five feet, two inches tall.

    1.58 boyundayım.

  • 29

    There was a tall tree in front of my house.

    Evimin önünde uzun bir ağaç vardı.

  • 30

    What countries border on Slovenia?

    Hangi ülkeler Slovenya ile sınır komşusudur?

  • 31

    Tom crossed the border into France.

    Tom Fransa'ya giden sınırı geçti.

  • 32

    How far away is the border?

    Sınır ne kadar uzakta?

  • 33

    Police spotted Fadil's car near the border.

    Polis, Fadıl'ın arabasını sınırın yakınında fark etti.

  • 34

    Tom lives thirty miles from the border.

    Tom sınırdan otuz mil uzakta yaşıyor.

  • 35

    Do you mind if I tag along?

    Arkana takılabilir miyim?

  • 36

    Tom probably won't want to tag along.

    Tom muhtemelen peşine takılmak istemeyecek.

  • 37

    Please can you tag this sentence.

    Lütfen bu cümleyi etiketleyebilir misiniz?

  • 38

    Every time I want to tag him, I have to copy-and-paste his name because I can't type it from memory.

    Onu her etiketlemek istediğimde, adını kopyalayıp yapıştırmak zorunda kalıyorum, çünkü hafızamdan yazamıyorum.

  • 39

    "I'll tag along with you for a bit." "Why? You live in the opposite direction." "Yeah, but I need to stop by the supermarket."

    "Bir süre seninle takılacağım." "Neden? Sen ters yönde oturuyorsun." "Evet, ama süpermarkete uğramam lazım."

  • 40

    How can I add tags to a sentence?

    Bir cümleye nasıl etiket ekleyebilirim?

  • 41

    Items with a red price tag are on sale.

    Kırmızı fiyat etiketi ile ürünler satışa sunulmuştur.

  • 42

    We used to play games like tag.

    Biz elim sende gibi oyunlar oynardık.

  • 43

    The product carries a high price tag.

    Ürün yüksek bir fiyat etiketi taşımaktadır.

  • 44

    Tom tried to read Mary's name tag.

    Mary'nin isim etiketini okumaya çalıştım.

  • 45

    I'm feeling pretty confident.

    Oldukça emin hissediyorum.

  • 46

    I'm extremely confident.

    Ben son derece eminim.

  • 47

    Tom is still confident.

    Tom hâlâ emin.

  • 48

    We're confident that you are up to the challenge of the new position.

    Yeni pozisyonun zorluğuna karşı koyacağınızdan eminiz.

  • 49

    I am confident he will keep his promise.

    Onun sözünü tutacağına inancım tam.

  • 50

    Can you take us to the British Museum?

    Bizi British Museum'a götürür müsün?

  • 51

    The British defeated the French.

    İngilizler Fransızları yendi.

  • 52

    The British Library is one of the world's largest libraries.

    İngiliz Kütüphanesi dünyanın en büyük kütüphanelerinden biridir.

  • 53

    The United States was once part of the British Empire.

    Amerika Birleşik Devletleri bir zamanlar İngiliz İmparatorluğu'nun bir parçasıydı.

  • 54

    The British started to attack from across the river.

    İngilizler nehrin karşısından saldırmaya başladı.

  • 55

    He is a British teacher who teaches us English.

    Bize İngilizce öğreten bir İngiliz öğretmen.

  • 56

    The people of Boston hated the British soldiers.

    Boston halkı, Britanyalı askerlerden nefret ediyorlardı.

  • 57

    The population of London is much greater than that of any other British city.

    Londra'nın nüfusu, diğer tüm İngiliz şehirlerinden çok daha büyüktür.

  • 58

    Charlie Chaplin was a British actor.

    Charlie Chaplin bir İngiliz aktördü.

  • 59

    His unique perspective helped light on the situation.

    Eşsiz bakış açısı duruma ışık tutmaya yardımcı oldu.

  • 60

    My perspective is similar to yours.

    Benim bakış açım sizinkine benzer.

  • 61

    The picture looks strange because it has no perspective.

    Resim derinliği olmadığı için tuhaf görünüyor.

  • 62

    I share his political perspective.

    Onun siyasi bakış açısını paylaşıyorum.

  • 63

    Let's put things into perspective.

    Olayları bir perspektife oturtalım.

  • 64

    The word before "XYZ" should be highlighted in yellow.

    "XYZ"'den önceki kelime sarı ile vurgulanmalı.

  • 65

    The main issues of the company are highlighted by the report.

    Şirketin ana konuları raporla vurgulanmaktadır.

  • 66

    Are highlights really 'highlights' if everything is highlighted in yellow?

    Her şey sarı renkle vurgulanıyorsa, vurgular gerçekten 'vurgular' mı?

  • 67

    I like to highlight important quotes while reading.

    Okurken önemli alıntıları vurgulamayı seviyorum.

  • 68

    And I think she highlighted her hair.

    Ve sanırım saçını öne çıkardı.

  • 69

    George was the highlight of the evening.

    George gecenin en önemli olayıydı.

  • 70

    My hair looks better without highlights.

    Saçım röflesiz daha güzel görünüyor.

  • 71

    This was the highlight of my trip.

    Bu seyahatimin en önemli olayıydı.

  • 72

    I watched the game highlights on the Internet.

    İnternetten maçın özetine baktım.

  • 73

    I profited from reading this book.

    Bu kitabı okuyarak yarar sağladım.

  • 74

    I profited 200,000 yen yesterday.

    Dün 200,000 yen kazandım.

  • 75

    You can profit from your free time.

    Boş zamanından yararlanabilirsin.

  • 76

    Try to profit from every opportunity.

    Her fırsattan yararlanmaya çalışın.

  • 77

    How to profit by this book as much as possible?

    Bu kitaptan mümkün olduğunca nasıl yararlanılır?

  • 78

    No profit grows when is no pleasure taken.

    Zevk alınmadığında hiçbir kazanç artmaz.

  • 79

    I made a good profit by selling my car.

    Arabamı satarak iyi bir kazanç elde ettim.

  • 80

    We shared the profit among us all.

    Kazancı hepimizin arasında paylaştık.

  • 81

    You have to create problems to create profit.

    Kâr elde etmek için sorun yaratmak zorundasınız.

  • 82

    I don't care about profit.

    kar umrumda değil.

  • 83

    Take care not to strain your eyes.

    Gözlerini zorlamamaya dikkat et.

  • 84

    His weight strained the rope.

    Onun ağırlığı ipi gerdi.

  • 85

    The liquid does not strain well.

    Sıvı iyi süzmez.

  • 86

    I strained to hear what the President said.

    Başkanın söylediklerini duymak için zorlandım.

  • 87

    He strained his eyes by reading too much.

    Çok okumaktan gözlerini zorlamıştı.

  • 88

    The rope broke under the strain.

    Halat baskı altında kırıldı.

  • 89

    I don't think this chain will stand the strain.

    Bu zincirin gerginliğe dayanacağını sanmıyorum.

  • 90

    Air traffic controllers are under severe mental strain.

    Hava trafik kontrolörleri ağır zihinsel yük altındadırlar. severe: şiddetli.

  • 91

    The strain is beginning to tell on him.

    Bu gerginlik onu etkilemeye başladı.

  • 92

    Tom has been under a great deal of strain lately.

    Tom son zamanlarda büyük bir baskı altında.

  • 93

    Education helps to mold character.

    Eğitim karakteri biçimlendirmeye yardım eder.

  • 94

    It is our capacity to mold ourselves.

    Kendimizi şekillendirme kapasitemizdir. mold: şekillendirme - biçimlendirme.

  • 95

    Tom is allergic to mold.

    Tom'un küfe alerjisi var.

  • 96

    In other words, people's genetic tendencies actually mold their environments.

    Başka bir deyişle, insanların genetik eğilimleri aslında çevrelerini şekillendiriyor.

  • 97

    Islam has molded the culture of the people of Algeria for more than a millennium.

    İslam, Cezayir halkının kültürünü bin yıldan fazla bir süredir şekillendirmiştir.

  • 98

    There's some mould in the showers.

    Duşlarda biraz küf var.

  • 99

    Situation seems to be the mould in which men's characters are formed.

    Durum, erkek karakterlerinin oluştuğu kalıp gibi görünüyor.

  • 100

    There was pink mold in that bathroom.

    O banyoda pembe küf vardı.